Sıraselviler caddesi. No:83/2
Beyoğlu/İstanbul
info@pilotgaleri.com
0212 245 55 05

PLEASE SUBMIT YOUR EMAIL TO GET INFORMED ABOUT EXHITIBIONS, NEWS, ETC.


SUBMITTED!
THANK YOU!

UPCOMING

ANIMA MUNDI

4 FEBRUARY - 20 MARCH

Anima Mundi 

 

PİLOT, 4 Şubat - 20 Mart 2021 tarihleri arasında, küratörlüğünü Özge Yılmaz’ın üstlendiği “Anima Mundi” adlı grup sergisine ev sahipliği yapıyor.  Luna Ece Bal, Emine Boyner Kürşat, Hera Büyüktaşçıyan, Sibel Horada, Lara Ögel ve İrem Tok’un çalışmalarını bir araya getiren sergi, günümüzün eko-feminist politik kuramlarının da bir parçası olan cadılık kavramına dair düşünme pratiklerini içeriyor. 

 

Anima Mundi’de yer alan altı sanatçı, çoğunlukla doğal malzemeler ve ritüelistik bir tavırla, bazen kişisel, bazense kolektif belleklerinin araştırmalarını yapar. Sergi, simyanın doğasına uygun şekilde, müdahale etmeden tanıklıkları aktarmaya, gündelik hayatın içindeki görünmez sihirleri açığa çıkarmaya ve hava, su, toprak ve ateşin işbirliğiyle Dünya’nın nabzını dinlemeye çalışan işleri bir araya getirir. Anima Mundi’de altı çizilen “cadılık” kavramı, farklı pratikleri ve geniş bir ezoterizm evrenini işaret eder; iyileşme / iyileştirme, doğayla / kentle ilişki kurma biçimleri, kişisel ritüeller / ayinler ve simya ekseninde şekillenir. 

 

Sergi adını Hekate’den alır. Şifacılık ve kehanet yetenekleri ve büyüler üzerinde hakimiyetiyle Antik Yunan’ın cadılık tanrıçası ve tarihte bilinen ilk cadı olarak kabul edilen; Ay, büyü, ölüler, hayaletler, mezarlıklar ve kavşaklar tanrıçası da olan Hekate, antik metinlerde Anima Mundi olarak tanımlanır. Hekate, Titanlar ve Olimposlular, yeryüzü ve yeraltı, canlılar ve hayaletler gibi ikili durumlar arasındaki sınırlardan ve geçişlerden sorumlu olduğu için “sınırlar üstü” bir karakterdir. Hekate, şifanın ve cezanın, aydınlığın ve karanlığın hâkimi olarak başlarda ana tanrıça kültünün simgesiyken, bu kült bir noktada Artemis ve Kibele’ye devredilmiş; Hekate sadece gecenin, yeraltının ve cadılığın tanrıçası olarak kabul edilerek daha okült bir karaktere dönüştürülmüştür. Bu ayrımla, kadınlara tarih boyunca atfedilecek olan “kutsal anne”, “tekinsiz / kötü / korkulacak kadın” gibi karşıt arketipler de kendini göstermiştir. Hekate’nin bilinen tek tapınağının Muğla’da olmasına ve dahası Paganizm, Şamanizm gibi inanışların şifacılığı ve cadılık pratiğini nasıl beslediğine bakarak, İslamiyet öncesi Anadolu inanışlarıyla, cadılık pratiğinin paralelliklerini ve cadılığın salt batı kültürüyle ilişkilendirilmesinin bu kavramı ve etrafındaki evreni sınırlandığını da görebiliriz. 

 

Tarih boyunca şifacı, ebe, bilge olarak yaşayan cadılar, Ortaçağ’la birlikte uğradıkları kıyımdan sonra da var olmaya devam etmiş; fakat kendilerini saklamayı tercih etmişlerdir. Ancak günümüzün sosyolojik gerçeklikleriyle paralel olarak, yeni bir cadılık dalgası giderek dünyayı sarmakta, uzun yıllardır bu pratiğin içinde olanlar artık kendilerini saklamamaya başlamakta, ayrıca bu kavramla ya da etrafında gezinen bağlamlarla ve ilişkilerle ilgilenenler de artmaktadır. Bu “geri dönüş”, güncel sosyo-politik, ekolojik ve estetik teorilerde de kendini göstermektedir. 

 

Sergide Luna Ece Bal, geleneksel ebru tekniğini, doğadan elde ettiği boyalarla tuvallere uygularken bunu kişisel bir ayine dönüştürür. Emine Boyner Kürşat, otacılık pratiğinin de yansımasını görebildiğimiz çalışmalarında farklı coğrafyalardan hasat ettiği bitkilerden ürettiği mürekkeplerle doğa soyutlamaları üretir. Hera Büyüktaşçıyan, mucize ve mekân ilişkisini, akışkan ve tekinsiz temel kavramlarıyla birlikte irdelediği kolaj serisiyle, Azize Euphemeia ve ona adanan yapıların  benzer bir kaderle değişken kent yapısı içerisindeki dönüşümünü konu alır. Sibel Horada, İstanbul’un suyunun izini sürdüğü videosunda, Taksim Meydanı ve Cumhuriyet Anıtı'na dair araştırmasını, ebru pratiğinin deneysel kullanımıyla ele alır. Lara Ögel, içlerinde kadim öğretilerin barındığı rivayet edilen, İstanbul'da bulunmuş fakat elimize sadece kapakları geçen üç gizemli kitap ile bizi kurgusal bir mitolojiye davet eder. İrem Tok, yaşadığı bölgeden topladığı su kalıntılarının içindeki mikroorganizmalara dair çizimleriyle, suyun bize göstermediği canlıları araştırarak, görünmezleri görünür kılar. Anima Mundi'de, sanatçıların resim, ebru, seramik, video ve yerleştirme medyumlarındaki üretimleri yer alır. 

 

Sergi, 4 Şubat 2021 itibariyle, 12:00-18:00 saatleri arasında, salıdan cumaya gezilebilir. 

Küratör hakkında; 

 

Özge Yılmaz (1983), sanat eleştirmeni, küratör ve akademisyen. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema-TV Bölümü'nden lisans, Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Programı'ndan yüksek lisans derecelerini aldı. 2005 yılında başladığı sanat yazarlığı ve eleştirmenliği kariyerinde yurt içi ve dışında farklı yayınlara katkıda bulundu. Yılmaz, SALT Araştırma ve Programlar bünyesinde programlar ekibinde yer almış, İstanbul Art News’da editörlük, Art Unlimited’da yazı işleri müdürlüğü görevlerini üstlenmiştir. Ezoterizm, ekoloji ve mitoloji alanlarında araştırma ve çalışmalar yürüten Özge Yılmaz, T24’de haftalık köşe yazıları yazmakta ve 2017 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde sanat teorisi, sanat tarihi ve sanat felsefesi odaklı dersler vermektedir.  

 

Sanatçılar hakkında; 

 

Luna Ece Bal (1992), Paris’te yaşamakta ve École Nationale Supérieure des Beaux-Arts’da yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Sanatçının çoğunlukla doğal malzemeler kullanılarak üretilen çalışmaları, makro ve mikro kozmik oluşumlar aracılığıyla iyileştirici seanslar sunmakta; içerik olarak cadılık gelenekleri, simya ve modern bilim arasında köprüler kurmaktadır. Eylemlerinde hem sezgisel hem de bilimseldir. Bireysel ve kolektif bellek arasındaki bağlantılara ve insan olmanın ötesine geçenlere odaklanmaktadır.

 

Emine Boyner Kürşat (1989), 2012’de Bennington Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünden mezun oldu. 2009 yılında Peru’nun Ayacucho şehrinde, Yanamilla Hapishanesi’nin kadınlar koğuşundaki kadın ve çocuklarla çalışarak zanaat çalışmaları, eğitici ve sanatsal aktiviteler gerçekleştirdi. Sanatçı, Ayvalık'ta yaşamakta, bir yandan sanat çalışmalarına devam ederken, bir yandan da Atölye Patika adlı çok yönlü sanat ve zanaat atölyesinde, bitkisel şifa, yer (coğrafya) ile bir otacılık araştırmaları üzerine çalışmalar yapmaktadır. 2012 yılından bu yana aldığı bitkisel tedavi eğitimlerinin de verdiği yönle, sanat çalışmaları, bitkilerin rehberliğiyle, yine onlardan elde ettiği mürekkep ve boyalarla gerçekleşmektedir. 

 

Hera Büyüktaşçıyan (1984), 2016’da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun oldu. Büyüktaşçıyan, tarihin görünmeyen ve unutulmuş yönleri üzerinden bellek, mekân ve zaman arasında hayali bir bağlantı kurmak için yokluk ve görünmezlik kavramlarını kullanır. Yapıtlarında, yerel mitlerden metaforlarla farklı coğrafyalardan tarihî ve ikonografik unsurları birleştiren anlatılara yer veren sanatçı, pratiğinde hafızanın akışkan ve kapsayıcı doğasına atıfta bulunur. Son çalışmaları, zaman ve mekân unsurlarının tarihteki kırılmalarla bağlantılı izlerini sürerek mimari bellekteki “yokluğun” anlamını irdelemektedir. Sanatçı, sürekli değişken alanların, fiziksel hafızalarını aralayan, anlatı ve zaman dilimlerini ortaya çıkartarak, yeryüzünü tahayyüllerinin derinliklerine dalmaktadır. 

 

Sibel Horada (1980), 2003 yılında Brown Üniversitesi, Görsel Sanatlar Bölümü’nde lisans eğitimini, 2011’deyse Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamlamıştır. Horada, çalışmalarında kişisel ve kolektif olanın tarihine odaklanarak, form ve metin birlikteliğinden beslenir. Sanatçı, üretimleri için tarihi malzemeden doğaya kadar çeşitli alanlarda arşiv çalışmaları ve araştırmalar da gerçekleştirir. Zaman içinde yitirilerek durağan bir hâle gelip belleği oluşturan her şey, Horada’nın üretimi için hareket noktası olduğu andan itibaren, canlı dinamik bir hâl kazanır. Bellek, sürekli keşfedilerek ve sürecin akışı içinde yeniden üretilerek, fiziksel ve görsel bir yapı kazanır. Dolayısıyla eserleri salt geçmişi değil, güncel fikrinden geleceğe uzanan zamanı temsil için belleğin biçimleri arasında dolaşır. Kavramsal ve sembolik göndermelerle yüklü yorumlamaları akış içinde okunabilen Horada, anlatısını şiirsel bir duyarlılıkla görselleştirir. 

 

Lara Ögel (1987), lisans eğitimini Clark Üniversitesi’nde Film ve İletişim Bölümünde tamamladı. Londra Slade School of Fine Arts’da Intensive Summer Foundation’a katıldı. Ögel, pratiğinde video, nesne, desen, kolaj gibi çeşitli teknikler ile çalışarak mekan ve bağlama yönelik eser ve yerleştirmeler üretir. Gündelik, geçici ya da sıradan olanı, mitoloji ve rüyalara harmanlayan anlatılar yaratır. Yarı kurgusal, deneyim odaklı, atmosferik mekansal yerleştirmelerinde kişisel tarihi ile ördüğü kültürel, tarihsel ve varoluşsal arketipler bulunur. 

 

 

İrem Tok (1982), sanat pratiğinin temelini kırılganlık, geçicilik, çaresizlik gibi kavramlar oluşturur. Tok, insan, doğa ve kültür arasındaki sınırlarla oynarken heykel, resim, animasyon, seramik gibi çeşitli medyumları kullanır ve ince detaylara sahip atmosferler yaratır. İrem Tok'un üretim süreci; araştırma, yorumlama, keşif, toplama, biriktirme, düşünme, not alma, çizim ve birleştirmeyi içerir. Sanatçı, ansiklopediler ve kitaplar gibi bilgi sembollerini dönüştürerek tarihsel anlatılarla yüzleşir ve öznel olanı teşvik eder. Tok, İstanbul'da yaşamakta ve çalışmaktadır.

 

Lara Ögel